Знаете ли Вы?

Shazili’nin Öyküsü !

Türk Kahvesi’nin zor hazırlanması sebebiyle kaybolmaya yüz tutmus olması, günümüz sartlarına uyarlanması gereksinimini dogurmustur. Shazili Hazır Türk Kahvesi uzun süren çalısmalar sonucunda kokusundan, tadından ve görüntüsünden ödün vermeden 5 saniye gibi kısa bir sürede...

Знаете ли Вы?

Shazili markamız adını Şeyh Şazili’ den esinlenerek almıştır. Şeyh Şazili 14. yüzyıl sonlarında Yemen’de yaşamış olması muhtemel bir Sufi Şeyhi’dir. Kahveyi ilk içtiği rivayet edilen kişilerden biridir.

Türk Kahvesi’ nin zor hazırlanması sebebiyle kaybolmaya yüz tutmuş olması, günümüz şartlarına uyarlanması gereksinimini doğurmuştur. Shazili Hazır Türk Kahvesi uzun süren AR&GE çalışmaları sonucunda kokusundan, tadından ve görüntüsünden ödün vermeden 5 saniye gibi kısa bir sürede ikram  edilebilecek formülasyoa kavuşmuştur.

Her şeyden önemlisi Shazili Hazır Türk Kahvesi; 

‘Burnumuza kokusunu, damağımıza tadını, dostunuza da hatırını bırakacak kaliteye sahip hale getirilmiştir.’

“Dök karıştır, 40 yıl hatırı kalır” sloganıyla Türk kahvesini; günümüz koşullarına lezzetinden, görüntüsünden ödün vermeden ve hatta pişirenin maharetine bağımlı kalmadan pazara sunmuştur. Bu süreçten sonra Türk kahvesi, Shazili Hazır Türk Kahvesi projesiyle dünyanın her yerinde standart bir lezzete kavuşmuştur.

Türk Kahvesinin zahmet isteyen pişirme süreci yüzünden ofislerde, araçlarda, uçaklarda, fast foodlarda, cafelerde, sahillerde, kamplarda, pikniklerde ve daha sayılabilecek bir çok ortamda içilemeyen Türk kahvesi artık içilebilecek duruma gelmiştir.

Formülasyonu sayesinde geleneksel köpüklü, telveli nefis Shazili Hazır Türk Kahvesi, standart geleneksel lezzetimizi garanti etmektedir.

Firma misyonu ‘Geleneksel Türk Kahvesi keyfinize zaman ve kolaylık sağlamak’ diye ifade etmekteyiz.


Taşmayan, cezveye gerek duymayacağınız nefis lezzet Shazili paketlerinde…

Kahvenin tarihi de lezzeti kadar zengindir ve bin yıldan öncesine dayanır. İlk kahve bitkisinin, Kızıldeniz’ in Afrika kıyılarında yetiştiğine inanılır. Kahve çekirdekleri başta içecek olarak değil yiyecek olarak kullanılıyordu. Doğu Afrikalı kabileler kahve meyvelerini öğüttükten sonra hayvansal yağlarda karıştırılıp pestil haline getiriliyordu. Yuvarlanıp top biçimi verilen bu besinin savaşçılara enerji vermek için kullanıldığı söylenir. Milattan sonra 11. Yüzyıl civarında Etiyopyalılar kurutulmuş kahve çekirdeklerini suda mayalandırarak bir tür şarap ürettiler. Aynı zamanda Arap Yarımadası’ nda da yetişen kahve, aynı dönemde ilk kez orada sıcak içecek olarak kullanıldı.

 

Kahve yetiştiriciliği 15. Yüzyılda başladı ve Arabistan’ ın Yemen bölgesi uzun süre dünyanın en önemli kahve üreticisi oldu. Yakın Doğu’ da kahveye talep çok yüksekti. Yemen’in Mocha limanından Kahire ve İstanbul’ a doğru yola çıkan kahve gemileri çok iyi korunuyordu. Hatta doğurgan kahve bitkilerinin ülkeden çıkarılmasına izin verilmezdi. Ancak bu kısıtlamaya rağmen dünyanın çeşitli yerlerinden bu yöreye gelen kişiler bu bitkiyi kendi ülkelerine götürdüler ve kahve Hindistan’ da da yetiştirilmeye başladı.

Bu sırada kahve, Arap tüccarlarının Baharat Yolu ile getirdikleri parfümlerin, çayların, kumaşların ve boyaların el değiştirdiği Venedik kenti aracılığıyla Avrupa’ da  tanındı. İçeceğin halkça tutulması, sokakta limonata satanların, soğuk içeceğe alternatif olarak kahve bulundurmalarıyla mümkün oldu. Birçok tüccar uzun deniz yolculuklarında kahve içmeye alıştı ve bu içeceği kendi ülkesine tanıttı.

17. yüzyılın ortalarında dünyanın deniz ticaretine egemen olan Hollandalılar, sömürgeleri olan Endonezya’ nın Java, Sumatra, Sulawesi ve Bali adalarında büyük ölçekli kahve yetiştiriciliğine başladılar. Kahvenin Latin Amerika’yla tanışması ise bundan kısa bir süre sonra Fransızların Martinik’ e bir kahve tesisi getirmesiyle mümkün oldu. 19. Yüzyılın ortalarında Güneydoğu Asya’ nın kahve tarlalarını kasıp kavuran bir hastalık buradaki kahvenin sonunu getirince, Brezilya dünyanın en büyük kahve üreticisi konumuna yükseldi.

Bir kahve fincan 200 ila 550 mg arasında fenolik bileşik içermektedir ve fenolik bileşiklerin anti kanserojen olduğu bilimsel çalışmalarca belirlemektedir. Kahve tüketimi mide salgısını ve üre üretimini artırarak serum üre konsantrasyonunu azaltabilir ve böylece safra taşı oluşumu riskini ve astımı azaltır.Histamin proteini ve benzer proteinleri inhibe eder ve alerjik reaksiyonları azaltır. Karaciğere zarar veren d-galaktosamini azaltır.

Bol köpüklü Türk Kahvesi günde iki fincan kahvenin kolon kanseri riskin, kalın bağırsak kanseri riskini yüzde 25, safra kesesinde taş riskini yüzde 45 azalttığını gösteriyor. Kahvenin içerdiği kafein maddesi, sinir sistemi uyarıp zihinsel aktiviteyi güçlendirir. Uyuşukluğu giderip enerji verir ve uyanık kalmayı sağlar. Yapılan araştırmalar günde 6 fincan kahve içen 55 yaşındaki bir kişinin düşünme potansiyelinin içmeyenlere nazaran 6 kat daha fazla olduğunu gösteriyor. Ayrıca kahve içenlerde içmeyenlere nazaran daha az diş çürüğünün olması, bir başka dikkat çekici araştırma sonucu. Kahve içtikten sonra organizmada ani değişiklikler oluyor. Tüm vücut ani bir enerji akımı ile doluyor. Bu enerji çocuklarda 3, yetişkinlerde ise 5-7 saat sonra azalmaya başlıyor. Tüm bu olumlu yönlerine rağmen kahveyi çok fazla tüketmemekte fayda var. Çünkü aşırı tüketim yüksek tansiyona da sebep olabilir.

Kahvenin selülit yapmak bir yana, vücuda daha fazla hareket kazandırarak, metabolizmanın yağ yakmasına katkı sağlandığı saptanmıştır. Kahvenin ayrıca depresyon ve alkolizm tedavisine iyi geldiği saptanmıştır. Kahve yemek üzere içildiğinde, sindirimi kolaylaştırır. Bu yönüyle şekerli içmemek kaydıyla kilo almayı ve mide ekşimelerini önler. Asıl yararı hayali genişletir, hafızaya güç verir, hareket sağlar ve gevşekliği giderir. Kahvenin düşünceye açıklık getirdiği bir gerçektir. Şairler şiirlerini yazarlarken, yazarlar makalelerini hazırlarken, ressamlar tablolarını yaparken, kahve fincanları en yakın ve sempatik destekçileri olmuştur. Ünlü şair Eşref’ in, hicviye yazmadan önce iki çay dolusu kahve içtiği söylenir. Türk kahvesinin ayrılacağını belirleyen noktaları özetlersek diyebiliriz ki; Türk kahvesinin (dozunda içildiği takdirde) sağlığı tehdit edecek zararlı yanı yoktur. Teskin edici ve dinlendirici özelliği vardır. Bir fincan kahvedeki 50 mg. Kafein hemen vücuttan atılır. Bu bakımdan Türk kahvesi fincanı ideal ölçülere sahiptir. Bir fincandan fazla içildiğinde zihin açıcı, uyarıcı, enerji verici özelliği ön plana çıkar. Yerinde ve zamanında olağanüstü bir keyif verici olarak ün yapmıştır. Kararında içilen, yani günde 2 fincan Türk kahvesi sağlığa faydalıdır.

KAHVECİLERİN PİRİ
Nasıl bizim tıbbın Hipokratı varsa, kahvecilerin de vardır ve adı da Şeyh Şazeli’dir. Salâh Birsel “Kahveler Kitabı”nda tarihçi Ahmet Efendi’ ye dayanarak kahveyi Şeyh Şazeli isimli bir dervişin bulduğunu anlatır. Tekkesinden kovulan ve sürgüne gönderilen bu derviş Arabistan’da Moka yöresinde açlıktan bitkin bir halde dolaşırken, o bölgeyi kaplayan bir ağacın meyvelerini kaynatıp içmeyi dener. Üç gün yalnız bu suyla yaşar. Bu sırada arkadaşlarından ikisi, onun haline üzülerek kendisini bulmak ve ona yardım etmek için sürgün yerine gelirler, ancak bunların her ikisi de uyuza yakalanmışlardır. Dervişin yaşamasını borçlu olduğu içeceği merak edip tadarlar. Kokusunu çok beğenirler. Orada kaldıkları sekiz gün boyunca hep ondan içerler, sekizinci gün sonunda hastalıklarından kurtulunca da iyileşmelerini bu içeceğe yorarlar. O zaman haber Moka’da hızla yayılır. Herkes kahve adıyla anılan bu meyveleri toplamaya, suyunu kaynatıp içmeye başlar. Böylece de kahve Arabistan’da yaygın olarak kullanılan bir içecek olur.

Bu hikâyeye göre kahveci esnafı, kahveyi bulan Şeyh Şazeli’ yi “pir” kabul ederler. Osmanlıların son dönemlerine kadar İstanbul’daki kurukahveci dükkanlarında “Ya Hazreti Şeyh Şazeli” yazan levhalarının nedeni de işte budur.